turk dizileri

ilkokul öğretmeni cümlesi gibi gelmesin, geri kafalı dindar veya sosyalist felan da değilim ama gerçekten de türk aile yapısını bozmak için sistemli şekilde finanse edilen dizilerdir.

aşk ı memnu da adam yengesini düzüyor, küçük kadınlar dizisinde malum işler ve daha nicesi, memleketten dolayı değil insan olmaktan utandıran dizilerdir.

fiat linea

1600 cc, 105 hp, 290 nm tork ile piyasadaki onlarca dizel motorun eline verebilecek güçlü motor seçeneğine sahip otomobil, emotion versiyonu ile gayet tok özellikleri içinde barındıran ve 38 bin liraya sahip olunabilecek güzelliklerine nazaran gayet ucuz olan otomobil.

nu

<bkz: üryan>

ayahumdaya

ram özel eğitime dahil edilecek öğrenci için ihtiyaçları sıralar türkçe öğretimindeki kimi öğrenci amaçlarından biri de "anlamsız kelimeleri okur-yazar"dır.
gün içinde anlamsız konuşmalar etsek de anlamsız kelime deyince apışıp kalıyor insan, lakin nikim imdadıma yetişti, tahtaya ayahumdaya yazılır ve oku yönergesi vererek huzuru kavuşmamı sağlayan nik.

insani cocukluga goturen seyler

şairinde dediği gibi yumurta ve silgi kokusu, şahsım için pek değilsede silgi kokusu, artık rastlamasamda o kokulu silgilerle insan ilkokul yıllarına gider. hatta öyleki maziyi hatırlamada en etkili duyu organının koku alma duyusu olduğunu düşünürüm, ayrıca da hobby'nin o yeşil jölesi lise yıllarına götürür şahsımı.

en uzak mesafe

herman amato şiiri.

en uzak mesafe ne afrika'dir,
ne çin,
ne hindistan,
ne seyyareler
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.
en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir
birbirini anlamayan.

herman amato

en uzak mesafe şiirinin yazarı.

ford 1210

fordun yüz beygir gücünde, kendi ağırlığıyla yükünün toplamı on iki ton taşıma kapasitesine sahip eski kamyonu. hayli zaman oldu yerini ford cargolara bıraktı.

bolu dagi tuneli

uzun mu uzun tünel; vay be ne güzel geniş yollar yapılmış dediğiniz anda çıkışında yol çalışması karşılar, o cânım şeritler tek şerite bürünür. hah bir de tuhaf bir ışıklı tabelası vardır girmeden önce adam korkutur cinsten. "boş dolu tankerler abanttan çıkın" diye.

amasra

safranbolu güzergahından giderken yol boyunca sağlı sollu ağaçların arasından gölge içinde kalmış muhteşem yol manzarası olan ilçe, hatta yolunuzu kaplumba bile kesebilir. kale köprüsünün böldüğü deniz manzarası ancak çok uzaklardan tat veriyor eğer köprünün üstünde durup sağı solu temaşa ederseniz hiçbirşey anlamazsınız, her yer karma karışık. kalenin içinde ağlayan ağaç denen birşey var ki ağladığı ne ben ne de oraya daha önce gidenler tarafından görülmemiştir. malum ağacın bulunduğıu yere ağlayan ağaç çay bahçesi var, karşısında tavşan adası ve tavşanları seyretmek içinde dürbün kiralama imkanı sunuyorlar.
ahşap süs eşyaları almak için gayet bol imkana sahip, ürünlerin ekserisinin çin malı oluşundan dolayı gayet ucuza alınabilir, yani o ahşap eşyaları satan esnafanadolunun her henagi biryerinde olsaydı çok daha fahiş fiyatlara bunları satabilirlerdi.
her bütçeye uygun yiyecek gereksiniminizi karşılayabilirsiniz ama gitmişken iyi bir balık retorantına uğramak gerekir, lokma tatlısı da fena değildir. gece hayatı pek canlı olmasa da oraya giden insan profilinin kafa dinleme anlayışı daha seçici olduğundan dolayı gayet olağandır. her akşam hemen hemen tüm kafelerinde canlı müzik var ama sesi güzel bir şarkı söyleyene rastlayamadım. eğer gidilecekse sevgiliyle gidilmesi gereken bir yerdir.
barış akarsu amasra'da; vefat etmiş bir şarkıcının sıradanlığından ziyade çok daha önemlidir. kimi gençleri birer barış akarsu gibi uzun saçlı ellerinde gitarıyla beraber meydanında görülebilir.

akcaabat

<bkz: uluslararasi akcaabat muzik ve halk oyunlari festivali>

uluslararasi akcaabat muzik ve halk oyunlari festivali

bu yıl ondokuzuncusu düzenlenen, her yıl gittikçe tadı kaçan festivaldir. dün gece kutsi'nin bizlere verdiği eziyet, bu gecede hoptekten başka birşey bilmeyen sinan yılmaz'ın işkencesinden gayrı neredeyse tüm doğu bloku ülkelerinin halk oyunlarını her yıl toplayıp biz sevgili akçaabatlı hemşerilerinin gözüne sokulan festivaldir.

paraya tamah etmek

paraya bağlı, gözünü para hırsı bürümek

huntington koresi

amaçsız kas hareketlerini ortaya çıkaran ruh kökenli rahatsızlık.

zeki demirkubuz

oğuz atay film yönetmeni olsaydı bu abimiz gibi birşey olurdu sanıyorum.

dus goren defter

hayrettin orhanoğlu eseridir.

ozurluler uzerinden 3 milyonluk vurgun

daha önce de benzerlerini duyduğumuz olay, şöyle ki ilköğretimde takdir alan öğrencinin bile ramda raporlandırılarak rehabilitasyon merkezi ve aile arasında tabii ki ram yetkilisinin de cebine üç beş kuruş koyularak dönen çarktır.
eğitsel tanılama ve tıbbi tanılama ile birlikte raporlanan bu çocuklar engel düzeyine göre devletten 200 küsür lira ile 400 küsür lira arasında rehabilitasyona aktarılır. bu para artık eğitim ortamlarını özellikle özel eğitime muhtaç çocukları birer ticari meta olarak gören çokça kurum sayesinde türkiye de özel eğitim afedersiniz boka sarmış durumdadır. eğitimle veya özel eğitimle alakası olmayan yüzlerce insan bugün özel eğitim okulu veya rehabilitasyon merkezi sahibidir. (kendi patronumda dahil) aralarında mutlaka iyileri vardır, ama ne kadarı.
bu ve bunun gibi eğitimden ziyade para kazanmayı ön plana çıkaran kurum sahipleri sayesinde genç özel eğitim öğretmenlerinde kimisi heyecanını kaybederek mesleğinin kutsallığı artık yerini bayağılığa bırakmıştır.
velhasıl kelam haftada ortalama iki saat derse gelen zihin engelli öğrenci için devletin kuruma ayda 300 400 lira ödenek çıkarması aç kurtların iştahını kabartmıştır, dolayısıyla da eğitim kimi kurumlarda çoktan ticarete yenilmiştir.

kechi

sabırla amasraya dair meraklarımı gideren insan evladı.

amasra

bu temmuz tatil için mutlak görmek istediğim mekan, batıdan gelenleri için ulaşımın kolay ama doğudan ulaşmak isteyenler için gayet sapa güzel tatil yeri.

ktu 2009 mezuniyet toreni

27 haziran'da ktü kampüs stadında yapılan törendir. ara ara yağan yağmura rağmen ekseriyetle bayan öğrencilerin acemi ellerde botoks yaptırmışçasına sağa sola samimiyetsiz pozlar verdiği tören. yağmuru sevmem ve yağan yağmur değil çamurdu ve daha da kötüsü ben gözlüklüydüm, arkdaşlarımın silecek taktırsana olm diye zevzek espirilerine karşın birde silecek suyu taktırma fikri hasıl oldu bünyemde. lakin beni idare eden daha doğrusu gözlüğümün çamurlanmasını nispeten engelleyen komik şekilli kep vardı -kepin şekli zaten komiktir-. neden sürekli yağmurdan şikayet ediyoruma gelince her yanımda patlayan flaşlar nedeniyle yıllarca benden ziyade sınıf arkdaşlarım tarafından arşivlenecek olan benim de içinde bulunduğum fotoğraf karelerinde gözlük camımın parlaması ve bunu benim nefretle karşılamam.
yetmezmiş gibi bir de mikrofonu elinde tutan adam savaş muhabiri gibi hararetli birşeyler anlatıyordu ama neydi derdi anlamadım, 42. mezuniyetmiş hadi sonu sıfırlı bir rakam olsa 10 100 gibi heyecanını hoş göreceğim.
kep atma seronomisi; 10'dan geriye doğru sayarak 1'e gelince havaya doğru kepler atılarak tamamlanacak olan eylem ama malum savaş muhabiri üstüne basa basa sıfır dememizi beklemeyin 1 deyince siz atın diye uyarıları herkes tarafından net anlaşılarak aynı anda kepler havaya fırlatıldı evet benim olayım da işte tam o zaman ortaya çıktı. fırlattığım kep en az 20 metre arkamda öğrenci velisi orta yaşlı bir kadının kafasına vurdu, bir saate yakın zamandır burdayım ve halen daha bir mallık yapmadım diye şaşıran bünyem alışagelmiş mallığıyla huzura erdi.